07 Aralık 2006

Smarketing

Üniversitede, kursta veya ilgili kitaplarda tariff edilen ve/veya “işletme”nin olmazsa olmaz bazı departmanları vardır; Satın Alma/Depo, Üretim, Satış, Muhesebe ve Yönetim. Yine aynı kaynaklarda “Pazarlama” daha çok ürünün daha iyi satması için yürütülen reklam ve tanıtım gibi destek faaliyetleri tanımlamak için kullanıldığı görülür. Burada tüm işletme mantığını ve tanımlarına akademik yorumlar getirme niyetinde değilim. Daha çok “Satış” ve “Pazarlama” üzerinden bir yerlere gideceğim. Aslında konuya kafama takılan ve sizlerin de sıkça gözünüze çarpan bir klişe ile giriş yapmak istiyorum; “Satıcılar ve Pazarlamacılar Giremez!” Bu men edici ibareyi daha çok apartmanların girişlerinde görürsünüz. Kimdir bunlar? Satış ve satıcı nedir? Pazarlama ve pazarlamacı nedir? Türkçemize yerleşmiş bu yanlış tanımlama nedeniyle şunu açıkca söylemek gerek; bu yazının muhatabları ne satıcılar ne de pazarlamacılar. Günümüzde bu yanlış tanımlamalardan birini yerine İngilizce karşılığını koyarak kurtarmaya çalışıyoruz; “Marketing”. Satış için ne yazık ki aynı yönetem tam olarak işlemiyor ama ona da “Sales” diyelim. Sales & Marketing Kitaplarda yazanlar, günümüzün gelişen iş dünyasının ve ona has dinamiklerinin gerisinden gelmekle beraber değerli hocalarımız dersleri “patch”ler ekleyerek ve sektöründen içinden insanları derslere davet ederek kapatmaya çalışıyorlar. Fakat halen birçok şirkette ya “marketing” departmanı yok, ya da “sales & marketing” adı altında –ki aslında “sales” altında- birlikte yürütülmeye çalışılan iki paralel süreç var. Bir de bu departmana PR yükünü de yüklersen “3 in 1” çözüm yaratılmış olur! Hele bir de birden fazla ürününüz varsa araya birkaç “brand manager” serpiştirin, olsun size “4 in 1”. Unutmadan… “product manager” da var! Hem de çok önemli. Al sana “5 in 1”. Olur mu? Nah olur! Oluyor, yürüyor diyen ya yalan söylüyordur ya da yürümediğinin farkında değildir. Bir insan nasıl ki hem Galatasaraylı hem de Fenerbahçeli hele hele hem de Beşiktaşlı olamaz, bu işte böyle bir iş işte! :) Güçler Ayrılığı “Product Management” ayrı bir süreç olduğu için onu baştan ayıralım. “Product Manager”, Türkçesi ile “Ürün Yöneticisi” birbirine bağlı bu zincirin önceki bir halkasıdır. “Brand Management” ise organizasyonun büyüklüğüne ve markaların sayısına göre zincire dahil olan bir olgudur ki biz bu yazımızda onu da ayırıyoruz. “PR” ise genelde “outsource” edildiği için PR ajansı ile iletişim/koordinasyon (tercihen) tek veya çok noktadan yürütülebilir bir süreç olarak şimdilik konumuz dışında kalıyor. Geriye “Sales” ve “Marketing” kalmakta ki yazımızın konusu da bu. Ying-Yang - “Her İyinin İçinde Kötü, Her Kötünün İçinde de İyi Vardır” Bu Uzakdoğu felsefesinin özü aslında “Sales” ve “Marketing” için de geçerlidir. Birbirinden tamamen farklı bu iki süreç içlerinde diğerinin “benim” dediği olguları barındırır. Günümüzde, modern iş hayatında kesişen noktalar daha da artmıştır. Bu nedenle her ikisini de aynı yapı içerisinde, üstelik aynı departmanda yürütmeye çalışmak “zorlama” bir hareket olur. Bu iki kesişen kümeyi kesin çizgilerle ayırıp kendilerine yakın süreçleri de ek olarak kümelere dahil etmek (örn. “PR”ı “Marketing”e veya “Distribution”ı “Sales”e) departmanları meşgul eder ama aynı zamanda birçok işin havada kalmasını doğurur. “Bu bizim işimiz değil ki!” denildiği noktada kan kaybediyorsunuz demektir. Ya da kontra bir yaklaşımla şunu sormak isterim; internet bir satış kanalı mıdır yoksa pazarlama çalışmalarının önemli bir ayağı mıdır? İkisi de mi? “Houston, we have a problem!” İhtiyacın Belirlenmesi… Birkaç örnekle ilerliyelim; Son tüketiciye direkt satışı olmayan ve aracılarla çalışan bir firmayı ele alalım. Bu durumda tüketiciye ulaşmak tavlamanız gereken aracılardır ve bu iş satış değildir, ister kanal yönetimi, ister “distribution” diyelim ama bu satış değildir. Ancak ürününüzü ulaşılabilir kılmanız ürününüzün satılacağı anlamına gelmez ve bu süreç ne yazık ki sizin kontrolünüzde değildir. Bu noktada yapmanız gereken talebi yaratmak, yani tüketiciyi (potansiyel alıcıyı) etkileyip “talep etme” noktasına getirmektir. Tüketici, aracıya “xxx var mı?” dediği noktada zincir tamamlanır. Hizmet ve/veya fayda satan bir firmayı ele alalım. Bu durumda dağıtabileceğiniz fiziki bir ürün olmadığı için işiniz daha zor. Bir başka deyişle “hayal” satıyorsunuz demektir. Bu durumda da tüketicinin iknası tek hedeftir ve bu zor bir süreçtir. Üstelik günümüz insanının “bire bir satış” için vaktinin ve sabrının kalmamış olmasıdır. Bu yöntemi en agresif şekilde uygulayan banka ve sigorta şirketlerinin ziyaretlerine ne kadar sıcak bakıyorsunuz? Ne kadar vakit ayırıyorsunuz ve en önemlisi ikna oluyor musunuz? Niş bir ürünü olan bir firmayı ele alalım. Bu durumda “hedef kitleniz” zaten kısıtlı, oldukça seçici ve bilinçli bir kitledir, “cin” gibidir. Klasik yaklaşımla 40 takla da atsanız talep yaratamayabilirsiniz. Özetlersek, ürününüzü ulaşılabilir kıldıktan sonra (ki bu zaten olmazsa olmaz bir süreçtir) ihtiyacınız olan “hard sales” değildir. İhtiyacınız olan, tüketicinin talebe ikna edilmesi yani pazarın (market) yönlendirilmesi, kendi kendine ikna sürecini yaşatılması ve harekete geçirilmesidir. Bunu başardığınız an satış (sales) kendiliğinden oluşacaktır. Metaforik Yaklaşım Ders kitaplarında geçen “bir firma”yı “kişi” ile özdeşleştirirsek, satış (sales) o insana balık vererek karnını doyurmak ve yaşatmaktır. Evet yaşamsaldır! Marketing ise “kişi”ye balık tutmayı öğretmektir. Oltasını veya ağını nerede nasıl ne süre ile atacağını öğrettiğinizde her zaman karnı doyacaktır. Smarketing nedir? Klasik anlamdaki “Sales”i oyunun dışına atan, sonucunda birçok faydayla birlikte (marka bilinirliliği, ilk tercih, hatta “love mark” olmak vb) satışı da getiren, tüm kanal ve araçları (web 2.0, e-CRM, Guerilla Marketing, Outdoor, Indoor, Basılı, On Air TV/Radio, Neuro Marketing, PR, Event vb) kullanan, entegre bir “Marketing” anlayışıdır, “Marketing 3.0”dır. Smarketing;… (Comment kısmından siz devam edin lütfen…)

28 Kasım 2006

Hayat - Futbol - Takım Olmak

Hayat futbola fena halde benzer!

"Futbol, şahsi beceri gerektirir... ama aslında toplu oynanan, insanların bir takım halinde oynadıkları bir oyundur. Hayat da öyle değil mi? İstediğin kadar yetenekli ol, iyi bir takımın yoksa kaybedersin! Evet... kaybedersin" 
 
İster iş hayatında sana güvenen, inanan ve seven, senin de aynı şekilde konumladığın insanlardan oluşan bir takım olun isterseniz gerçek "dost"larınız ve yakın arkadaş çevrenizle bir takım olun... ama bir takım olmaya, bir takımın parçası olmaya çalışın. Kazanırsınız!

20 Kasım 2006

Pazarlama 2.0

Etkileşimli Pazarlama Zirvesi, daha sektörel bir tanımla İnteraktif Pazarlama Zirvesi 22 Kasım 2006, Çarşamba günü (Yarın) Istanbul Hilton'da gerçekleştirilecek.

Programa baktığımda camianın aslında çok da büyük olmadığını görüyorum... Ana sponsor zaten aynı ofis katını paylaştığımız Medyanet. "İnternette Marka Olmak" konulu konuşmayı yapacak olan Fatoş Karahasan aynı zamanda bizim markanın (MUZİ) "marka danışmanı". "Trendler:Pazarlama 3.0" bölümü -ki bence en ilginç olan- son zamanlarda çokca mesai harcadığım Alemşah Öztürk tarafından sunulacak. Sonuç alan kampanyalar bölümünde B/S/H/ (Bosch) tarafından sunulacak "case study" benim de 1,5 yıl emek verdiğim, teklifinden üretimine yer aldığım "BoschEvi" ve yan uygulamalarını kapsayacak. "İnteraktif Pazarlama Ödülleri" jürisinde eski patronum, kuzenim ve Alemşah bulunuyor :) Ben mi? Bir tesrslik olmazsa orada olacağım... Siz??? Detaylı bilgi ve online kayıt için; www.marketingturkiye.com

08 Kasım 2006

Mobile Monday Istanbul

"Istanbul New Economy Group" bu ay itibariyle "Mobile Monday Istanbul" oldu ve ilk toplantısını geçen Pazartesi günü Ericsson Mobility World'de gerçekleştirdi.

Mobile Monday nedir? Mobil ve internet dünyasının profesyonellerinin her ayın ilk Pazartesi günü biraraya geldiği, dünya üzerinde birçok büyük şehirde faaliyetleri olan global bir oluşum. Networking, yeni teknolojilerin görülmesi, tartışılması ve cin fikirlerin yakalanması için ortam sunan organizasyonun detayları için web sitesini ziyaret edebilirsiniz; http://www.momoistanbul.com/

Ne oldu? Ericsson Consumer Lab (Türkiye), Ericsson'ın çeşitli ülkelerde yıllardır gerçekleştirdiği mobil ve internet teknolojilerinin kullanımı hakkındaki saha araştırmasının sonuçlarını paylaştı.

Sonuçlar... Türk insanının "video phone" takıntısı var. Bu teknolojinin kullanışlı olup olmadığını bilmeksizin bunu istiyor, hayal ediyor :) Bunu bir tarafa bırakırsak insanımız cepte internet ve eğlence istiyor. Telefonunu hem iletişim hem de "entertainment" için kullanmak istiyor. Haklı da! İnternet kullanımı ise beklendiği gibi çıkmış. Ağırlıklı olarak gençler okullarından ve cafelerden, çalışanlar iş yerlerinden giriyor. Evlere giriş halen sorunlu. Kritik soru olan "Evinize internet bağlantısı almayı düşünür müsünüz?"ün cevabı ağırlıklı hayır çıkıyor ama nedeni başka. PCler pahalı da ondan! Toplantı ile ilgili bir haberi de ntvmsnbc'de yakaldım, onun da linkini paylaşıyorum; http://www.ntvmsnbc.com/news/389839.asp Şimdi hesaplı PC kampanyası yapma zamanı... Sadece internet erişimi vermek ev halkının işini görmüyor. Çocuk oyun da oynasın, hanım fal baksın, genç forumlara takılsın hesabı ;)

Olur mu? Olur... olmalı!

01 Kasım 2006

Herkese Açık İnternet - KİEM

Hürriyet gazetesinde yakaladığım bir haber uzun zaman sonra beni mutlu etti. Eğer yazılanlar doğruysa devletimiz yetişkinlere yönelik KİEM adı verilen "Kamu İnternet Erişim Merkezleri" kuruyor.

Bu ne demek?
- Devlet internet cafe açıyor demek değil! (bu biiir) - Bilgi toplumuna geçtik/geçiyoruz muhabbetinin (ki yalan) altını doldurmaya yönelik ender somut projelerden biridir (bu ikiii) 
- Vatandaşların bankacılık, eğitim, eğlence, iletişim (e-mail belki Skype), araştırma vb işlemleri online yapabilme imkanı tanıyacak bir proje - Porno, illegal içerik vs yok! 
- Her merkezin haftada 550-600 kişiye hizmet vermesi planlanıyor. 
- Türkiye çapında 4.500 merkez açılması planlanıyor 
- Ek merkezlerin açılması için özel sektörün projeye katkısı bekleniyor. Mesela Microsoft, Intel, AMD, Koç Holding, Sabancı, Doğan Grubu, Çukurova Holding ve Doğuş Grubu 500'er KİEM kursalar, bu sayı artsa güzel olmaz mı? Hem de ne güzel olur!

Sonuç?
Şu ilk haliyle bile sosyal ve kültürel faydalarını tartışmıyorum, çok pozitif. Ancak düşünce yapımın koridorlarından kendi sektörümle ilgili bir çıkarım yapmamı duygularım engeleyemedi! 4.500 merkez X 600 kişi = 2.700.000 internet kullanıcısı Türkiye'nin internet kullanıcısı bugün 10.000.000 civarında. Bir başka bakış açısıyla "Türkiye'de internet kullanımı" hakkında yapılan anketlerde sorulan soruların şu şekilde değişimi; > Haftada en az bir kez internet kullanıyorum diyenlerin sayısını + 2.700.000 ekle ( Ayda + 10.800.000 ediyor!) Destekliyorum... desteklemeye çağırıyorum!

19 Ekim 2006

Benzerlik mi? Esinlenme mi? Kopya mı?

Reklam / Tasarım camiasında hep konuşulan, tartışılan bir konu vardır...

Neticede her fikir insan aklının ürünü ve aynı sosyal kaynaklardan ve olaylardan beslenen insanlar benzer üretimlerde bulunabilirler. İşte burada da malum tartışma başlar! Benzerlik mi? Esinlenme mi? Kopya mı? Bu konuda bilimum örnek vardır. Meselan HRNYC'nin bir yönetmenimizin videoklip konusnda yaratıcılığını Kese Kağıdı yazısında ortaya koymuştu. Bugün de bir başka dostum web sitesi konusunda bu yazıyı yazmama neden olan bir örnek verdi. Buyrun bakın, yorumunuzu yapın! http://www.terracefulya.com/ http://www.jordanarchitects.com/ Benim henüz tanışma imkanı bulduğum, "15 Yıllık Deneyime Sahip, Genç ve Yaratıcı" REKARE ajansını kutluyorum ;)

17 Ekim 2006

Nihayet Sosyomat!

Bundan uzun bir vakit önce linki gelen ve benim unuttuğum, ardından Alemşah'ın "aaa yok musun?!" diye hafif laf soktuğu ve nihayet dün Harun'dan gelen davet üzerine ben de "sosyomat" klanına dahil oldum :)

Efendim adresimiz; http://brg.sosyomat.com/

Henüz tam keşfedememekle beraber güzel ve adam gibi bir online community yaratılmış. Yani istendiğinde oluyormuş değil mi? Evet!